|
Hayvanları
Kendilerine İmrendiren Adamlar! |
Hilkat garibesi, âlem-i
hayvaniyeyi çukurlukta ve alçaklıkta kendilerine imrendiren adamlara
bayılırım. Bilhakika öldükleri zaman o savaştıkları müslümanlardan
başkası ne cenaze namazlarını kılar, ne de tabutlarını onuzlayıp
Kuran ve dualar okuyarak nezara götürüp defnederler. Bu durum da ne
kadar aciz olduklarını görür ve gülerim hep.
Yaşarken kendilerini ilah ilan edenler, öldüklerinde beğenmedikleri
müslümanlara nasıl da muhtaç oluyorlar!
Tabii pislik cesetleri orta yerde kalmasın diye, -af buyurun-
anüslerinden kanunlar kusarlar, bu gibi adamların cenaze namazlarını
kılmayanlar hakkında. Hem savaşırlar hem de o savaştıklarından
yardım beklerler. Çünkü onların yandaşları da bilmezler bir ölüye
yapılacak son vazifeleri... Dirisi de beladır müslümanların başına,
ölüsü de...
Hilkat garibesi adamlardan bir zat utanmadan müslümanlar aleyhine
şiir yazmış. CHP'li eski Belediye Başkanı ve Senatör Hilmi
Nalbantoğlu'ndan bahsetiğimi herhalde anlamışsınızdır.
Adamın kaleminden kan damlıyor adeta. Başörtülü kadınları da boğmak
istiyormuş. Ben de bir kaç gün bekleyeceğim. Bakalım güzide ve
işbilir savcılarımız bu adamı derdest etmeye imza atacaklar mı? Ya
da alkışlayacaklar mı? Demirelin deyimi ile boşalma hakkını mı
kullanıyor denecek.
Çirkef adam!.. Bu ülkenin meclisinin başkanına ağzına ne gelirse
pervasızca söylüyor. Bu da yetmiyor kan kusmaya, kendisi
başaramayacak olsa bile, başkalarına hedef göstermeye çalışıyor. Bu
bir alçaklıktır.
Bakın şu dökülen pisliklere.
Türban bağlayanları
Boğmak istiyorum!..
Gördünüz değil mi? Adam düpedüz katil!.. Sapık!.. Aklını zayi etmiş!..
Bunu ben söylemiyorum, kendisi söylüyor.
Bu durumlarda ben hep sorarım. Bu hilkat garibesine de acizane bir
sorum olacak. Siz hangi millet ve dindensiniz?
Başörtüsüne bu kadar düşman olduğunuza göre, bu milletten de, bu
dinden de olamazsınız.
Savaştığınız başörtüsünün hükmü ayet ile sabit olduğundan,
yaptığınız iş Kuran-ı Kerimin inkarı olur ki, hapı yuttunuz
demektir.
Ali Rıza Çağları kendi evladını katletmesine siz mi teşvik ettiniz
bayım? Bayağı sevinmişsinizdir de. Öyle ya!..
Başörtülüleri boğmak istediğinize göre...
Hayret!.. Bu millet bu adama belediye başkanlığı, senatörlük gibi
makamlar vermiş. Maaş vermiş... Yıllarca sırtında taşımış...
Mükafaat olarak da gorilleştirdiği bu adam tarafından boğulmayı
hakketmiş...
Acaba!..
Ne acabası?.. Soyu kesik, yani ebter olan bu antik nesil, tükenmenin
verdiği bir hırçınlıkla ne bulurlarsa yıkıp dağıtmayı kâr
sayıyorlar. Dahası güç gösterisi...
Hani bir türkü vardı. Yıkılmadım, ayaktayım; Dertlerimle
başbaşayım. Fakat bunlar yıkılmadık diye ses verecekleri yarde,
kırıp dökmek, öldürmekle kendilerinin hakimiyetlerini, yaşadıklarını
ilan ediyorlar.
Teröristin en canicesi!..
Ekmeğini yediği, sırtından sefa sürdüğü insanlara canları sıkıldığı
zaman zulmeden, hayatlarına kasteden insanlara bundan başka daha
nasıl hitap edilir?
Haa!.. Az kalsın unutuyordum. Yazımızın başlığına değinecektim.
Hayvanları kendilerine imrendiren adamlar! Bu da nereden çıktı diye
soranların olduğunu biliyorum. Onun içinde açıklamam gerekiyor.
Bilindiği üzere yaratılanlarda bir eftaliyet/derece sırlaması
vardır.
Birinci sırada peygamberler...
İkinci sırada büyük melekler...
Üçüncü sırada küçük melekler...
Dördüncü sırada insanlar...
Beşinci, yani en alt sırada hayvanlar yer alırlar.
İlk etapta ne var bunda denilebilir! Fakat Karamanın koyunu, sonra
çıkar oyunu sözüne benzer bir durum var burada. İnsanlarla melekler
arasında ve insanlarla hayvanlar arasında ince bir çizgi.
Yükseldikçe meleklerden daha üstün olan, alçaldıkça da hayvanlardan
daha alt bir seviyeye inen insanlar. İnsanlar, Allaha imanları
nisbetinde yükselirler, düşmanlıkları nisbetinde de hayvanların en
adisi olurlar. Sırf başörtüsü takıyor, namaz kılıyor diye öz
evladını katledenler, bütün başörtülüleri boğmak isteyenler ve Allah
Teâlânın emirlerine yasak koyanların durumu ne acı! Bunlara
kızdığımız kadar da üzülüyoruz. Daha doğrusu acıyoruz.
Müslüman köyünde doğup büyüdükleri halde Allahın dininden
nasiplenememiş insanlara nasıl acınmaz ki? Bunlar hem kendileri, hem
de müslümanlar için çok, ama çok tehlikelidirler. Ebedi
düşmanlarımızın yapamadıklarını bize yapacak kadar...
Baksanıza, adamın bir ayağı çukurda, iki gün sonra tabutu
müslümanların önüne gelecek. Fakat yine de düşmanlıktan ve
müslümanları hedef göstermekten geri durmuyor.
Her ağızları açıldığında hamaset nutukları atarak, kadın haklarından
bahsedenler, fırsat bulduklarında da o kadınları boğmak için
vargüçleri ile saldırıyorlar.
Bu ne tezat? Bu ne zalimlik?
Durun bakalım, neler oluyor?.. Ben bu saçmalıklarınıza izin
vermiyorum... Kendinizi ne zanndeyiyorsunuz diye sorduğunuz zaman,
Bakırköylük deli ilan ediliyorsunuz. Zindanı boylamak, faili
meçhul cinayete kurban gitmek, sürgün yayatı yaşamak bile var... Bu
nedenle de, kimse olacakları göze almak istemiyor.
Fakat Allah Teâlâ, yarattığı insanların önüne iki yol koymuş ve bu
yollardan birini seçmekte insanları muhayyer bırakmıştır. İmanı
seçenlerin mükafaatı, imansızlığı seçenlerin de cezayı
hakkedeceklerini de belirtmiştir. Yani cennet de, cehennem de
haktır. Kul hangisini isterse, o, ona verilir.
Evlatlarını katledenler... Müslümanlara hayat hakkı tanımayanlar...
Allahın emri olan başörtüsüne tahammül edemeyip, onları boğmak
isteyenler... Sizler Allahın size verdiği mühlete aldanıp da
zulmünüzü ebedileştirmeye kalkmayın. Ölüm var ölüm. Ölümden sonra da
hesap var.
Hayvanları kendilerine imrendiren adamlara duyurulur!
İbretle okumanız için şiir diye yazılan küfürnameyi buraya alıyorum.
Sen Meclis Başkanısın,
Türbanı protokole sokamazsın,
Türban karın doyurmaz,
Milletin kıçı açıkken,
Kafası örtülmüş kime faydası var?..
Cumhuriyetimiz 80 yaşında,
Hâlâ namuslu olmayı,
Saçların kapalı ya da açık olmasıyla mı ölçeceğiz?..
Tam mânâsıyla felâket:
Türban gerici çevrelerin
İdeal amaçla kullandığı
Bayrak kabul edildiğinden
Bu uygulamaya
Çok çok bozuluyorum...
Türban bağlayanları
Boğmak istiyorum!..
CHP'li eski Belediye Başkanı ve Senatör Hilmi Nalbantoğlu
Biz de bir cevap yazdık. Onu da bu sütunda okuyacaksınız inşaallah! |
|