Yazılar

Yeter!..

Yeter!.. Bitsin Şu Başörtüsü Zulmü!
Dayatmacıların pervasızca yaptıklarını ne aklım alıyor, ne de havsalam. Yaptıklarını insanlık sınıfına yakıştıramadığım gibi, diğer mahukata da yakıştıramam sanırım. Hani onların, mesela kuşların, sığırların ya da kertenkelelerin dilini anlasamda bir sorsam diyorum. Kertenkele, serçe, ya da sarı inek ile hasbihal etsem ve desem ki, insanlar hemcinslerine şunu şunu yapıyorlar, siz ne dersiniz? Alacağım cevaplar, insanlarınkilerden daha makul ve mantıklı olurdu.
Bilirsiniz hayvanlar, kimin elinden yemleniyorsa, daima onun kapısını beklerler. Mesela köpekler, en sadık hayvanlardandır. Gerektiği zaman, sahibi için kendilerini tehlikeye atarlar. Başka insan ve hayvanların sahiplerine zarar vermesine rıza göstermezler. Sahiplerini, evlerini, hatta eşyalarını bile korurlar.
Yani hayvanlar, ekmeğini yedikleri insanlara sadıktırlar. Onlara saldırmazlar. Onlar için hiçbir şeyi dayatmazlar. Daima onların hizmet.isi ve yardımcısı olurlar. Fakat insanlar bunların tam tersini yapıyorlar. Hemcinslerine zulmediyorlar. Gücü eline geçirenler, Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına rağmen her türlü yasağı dayatıyorlar. Kimse de, siz bu hakkı nereden alıyorsunuz? Neden bütün zulüm ve dayatmalara imza atıyorsunuz? Nedir bizimle alıp veremediğiniz? Yakışıyor mu size bu yaptıklarınız? Bizim yakamızı bırakın diyemiyor.
Sizlerin hak verme gibi bir hakkınız varsa, verdiğiniz hakları geri iade edelim. Siz de bizim nereden emir ve hak alacağımıza karışmayın diyemiyor. Fincancı katırlarını ürkütüp de, başına bela satın almak istemiyor. Fakat bu insanlar ne kadar alttan alsa, zulüm o kadar çoğalıyor, zalim o kadar azıyor.
Biraz sesini yükseltenin ne mürteciliği kalıyor, ne laiklik düşmanlığı, ne de vatan hainliği... Suçlular, hep bağırmayı ve suçsuzu susturmayı biliyor.
Siz bu hakkı nereden alıyorsunuz?
Herhangi bir babayiğidin kalkıp bana tek tek anlatmasını beklemiyorum. Çünkü anlatacak birşeyleri yok. Sadece zulüm var... Sadece gözyaşı dökmek var... Sadece Allah Teâlâ’nın verdiği hakları çalma var... Sadece Allah Teâlâ’nın verdiği emirleri inkar var...
Ben diyorum ki, bu dayatmacılardan birkaç tanesini tutup, o kız çocuklarının çektiklerini onlara çektirsek... Onların acılarını tattırsak... Onların kaybettikleri yılları kaybettirsek... Onların okul-aile-toplum üçgeninde başlarına gelenleri yaşasalar... Acaba bu yaptıklarından pişman olurlar mı dersiniz?
Ben bir erkek olarak, o bacılarımın yaşadıklarını kılcal damarlarımda bile hissediyorum. Çünkü ben de öğrenci oldum. Ben de üniversitede okudum. Büyük şehirlerin o korkunç ve karanlık sokaklarında kendimi korumaya ve geleceğe ümitle bakmaya çalıştım. Bir erkek olarak ben, o kocaman şehirlerin görüntüsünden ürktüm bile. Ya o kız çocukları ne yapıyorlar dersiniz? Nasıl savaşıyorlar o karanlık sokakların akrepleri ile?
Varolmak ve yokolmak arasındaki o ince çizginin üzerinde devamlı ecel terleri dökmekten başka ne yapabilirler? Önüne ne gelirse yutan bermuda içgeni misali, okul-aile-toplum üçgeni içerisinde yaşama kavgası veriyorlar.
Dayatmacılar bunları bilmezler!.. Onlar sadece daha iyi çalabilmek, efendilerinden daha fazla aferin alabilmek, daha fazla kız çocuğunu kurtlara yem yapabilmek için çırpınırlar.
Ya bizimkiler?.. Bizimkilere Allah öyle bir ceza vermiş ki, dayatmaclar “hüt” diyecek diye ödleri kopuyor. Korkudan anasının eteğinin altına saklanan çocuktan beterler. Fakat başörtüsü zulmüne maruz kalan kız çocuklarını avlamak için pusuya yatanlarımız az değil. Bir kısmı da ölümü bekleyen kocamış merkepler gibi bir gölgeye sinmiş bekliyorlar. Mehdi gelecek, hem bu kız çocuklarını, hem de onları kurtaracak.
Beklesinler bakalım!.
Yazımızın başında dayatmacılara bu hakkı nereden alıyorsunuz diye sormuştuk. Yine soruyoruz.Bu can bu bedeni terketmediği müddetçe de soracağız. Allah Teâlâ bize ne güzel imkanlar vermiş. Bir ilim, bir kalem, bir de beyaz sayfa... Sonuna kadar mücadeleye devam...
Koca koca adamlar bu körpe çocuklara zulmetmeye hiç mi utanmıyorlar? Neden bu dayatma var? Bu çocukları-haşa- onlar mı yarattılar ki, onların nasıl yaşayacaklarına da karar veriyorlar?
Motoru icat eden ustanın o motorun kanunlarını koymaya hakkı vardır. Ne kadar zamanda yağı değiştirilecek... Benzin mi, mazot mu yakacak... Ne kadar yük yüklenecek... Ne kadar sürat yapılabilecek... Bütün bunları ustası bize tavsiye eder. Ya insanların kanunlarını kim koyacak? Bu da soru mu yani? Elbetteki insanı yaratan Allah Teâlâ’dır, onların kanunlarını da yine Allah Teâlâ koyar.
Ben sarık takıyormuşum... Sana ne? O benim kimliğim. Anam, bacım, eşim ve kızım da başörtüsü takıyorlarmış. Yine sana ne? Ben sen mi yarattın be adam? Neden beni kendine kul yapmaya çalışıyorsun?
Senin insanlığın buysa, böyle insanlığa lanet olsun!..
Senin adaletin buysa, böyle adalete lanet olsun!..
Senin demokrasi dediğin şey buysa, böyle demokrasiye lanet olsun!..
Al hepisini başına çal!.. Ben benim olanlarla daha mutluyum. Senin o mide kuruntuların sana kalsın, yeterki yakamı/yakamızı bırak. Senden başka bir şey istemiyoruz. İşte bunları diyemiyoruz. Çünkü korku var... Çünkü dünya kaygısı var... Çünkü rahatımızdan olma kaygısı var...
Ne olursa olsun buna mecburuz. Yani zulmü durdurup, zalimlerin derslerini vermeye mecburuz. Bunu Allah emrediyor. Bize de sadece o emri yerine getirmek kalıyor.
Ve ben olanca gücümle haykırıyorum:
Yeter!.. Bitsin şu başörtüsü zulmü! Bütün zulümler bitsin!
mokcu@msn.com