Yazılar

Zalimler Ve Kız Çocukları

 

Kendilerini aydın(!) olarak niteleyenler, bir zamanlar Müslümanları kız çocuklarını okutmamakla suçlarlardı. Şimdi ise okumak isteyen kız çocuklarını okullarından atıyorlar. Kendi elleri ile verdikleri okuma ve vatandaşlık haklarını geri alıyorlar. Arkadaşlarına verdiği bir hediyeyi canı sıkılınca geri isteyen çocuklar gibiler...

Daha on üç ile on yedisi arasında bir yaşta olan kız çocuklarını idam ile yargılıyorlar. Her türlü ceza ile önlerini kesiyorlar. Yani aydın olduklarını ilan edenler, okumak isteyenleri okul dışında tutmaya gayret sarfediyorlar. Cahilliklerini ispat edercesine cehaleti körüklüyorlar.

Bu adamlar ne o zaman haklı idiler, ne de bugün. O eski tarihlerde kız çocuklarını okutmamakla anne babaları suçlarlarken, erkek çocuklarının okuyup üniversite bitirmelerini engelliyor veya okumamalarını teşvik ediyorlardı. Bizim ana-babalarında tarlasında çalışacak, ekinini ekecek, harmanını kaldıracak, hayvanlarına bakacak bedava işçilere ihtiyaçları vardı. Onun içinde ilkokulu bitiren erkek çocukları okul hayatına veda etmek zorunda kalıyorlardı.

Bu yüzden memleketin idaresi gayrimüslimlere ve azınlıklara kaldı. Seksen yıldan beri zalim insanların elinde oyuncak olarak kaldık.

Okumaya devam şansı olan çocuklarımızın da kimisini kominist, kimisini ateist, kimisini mason, kimisini kapitalist, kimisini de köle haline getirdiler. Okuyanı da, okumayanı da kaybettik. Eğitim verilen de, eğitimsiz kalan da kaybedilmiş oldu. Son bir asrın bizi perişan etmesinin altında yatan sebepler bunlardır.

“Okuyup da ne yapacak” anlayışı bizi bir ağuç namerde köle yaptı. Okuttuklarımızı da ne idüğü belirsiz düzen, her biri gayrimüslim ya da inkarcı olan insanlara ısmarlama olarak yazdırdığı kitaplarla mahvetti.

Bir de Köy Enstitüleri vardı tabii. Her türlü ahlaksızlığın devlet eli ile denendiği, terbiyesiz tabiri ile orta malı kadın ve boynuzlu erkekler yetiştiren okullar.

Bunların haricinde kız ile erkek öğrencileri eşleştirerek “yatak partileri” düzenleyen Robert Koleji gibi dış mihraklı okullar vardı.

Şimdi tesettürsüz bir millet şakşakçılığı yapanların büyük bir kısmı buralardan yetişmedir. Bu gibi erkek ve kadınların devlet idaresinde yer almaları halinde onlardan iyi bir iş yapmaları beklenebilir mi? Onların Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan hicap duymaları nasıl beklenebilir? Kötülerden iyilik beklemek safdillik olmaz mı? Fakat biz hâlâ bu safdilliği üzerimizden atamadık.

Açıkçası siyonizmin başımıza bela ettiği ikiz evlatları olan kominizm de, kapitalizm de mahvoluşumuzu hızlandırdı. Güneş batmayan koskoca devletten bize bırakıldığını sandığımız Anadolu yarımadasının da bir koloni devlet olduğunu, henüz anlamış değiliz. Bize bırakılan bu yarım adanın hür bir devlet olduğunu sanmamız en büyük yanılgılarımızdan biridir. “Çanakkale geçilmez” diye öğünürken İstanbul`un nasıl geçildiğini ve İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin ne olduğunu hâlâ öğrenemediğimiz gibi.

Bizim arkadaşlarımız şimdi zulüm makinesi olan ve hemcinslerine olmadık işkenceleri reva gören rektör yardımcısı “prof” damgalı kadının “kadınlar 25 yaşından önce reşit olamaz” sözüne takmışlar kafayı. Aslında öyle bir yaratıktan böyle sözlerin sâdır olması normaldir. Benim asıl merakım o prof damgası için feda ettikleri ve karıştırdığı haltlardır. Öyle zeka fışkıran bir beyine(!) sahip olan bu kadının o rütbe ve makamlara kendi bileğinin gücü ile mi geldiğini sanıyorsunuz?

İşte bu ülkede sap ve samanı birbirinden ayırt edemeyecek kadar kuş beyinli insanların önemli mevkilere gelmiş olmaları kendi güçlerinden değil, bizim tembelliğimizdendir. Cüceleri kral yaparsanız, size de cücelik makamı kalır.

Ana-babalar geçmişin diyeti olarak kız çocuklarına sahip çıksalar ve zalimlere karşı evlatlarının yanlarında yer alsalar olmaz mı? Tesettür davasında o çocuk yaşta olan bacılarımın verdikleri o mübarek mücadelede ne kadar yalnız kaldıklarını Allah Teâlâ biliyor. Birçok ana-babaların güçleri de kendi evlatlarını hırpalamaya yetiyor. Sanki onlar bu dertleri bu milletin başına bela etmişler gibi. Büyüklerin suçunun cezalarının mahkumiyeti ve olanların suçu niye bu kız çocukların o küçücük omuzlarına yükleniyor?

Eşeğini döğemeyen semerini döğermiş. Kendilerinin eserleri olan zalim ve katillere hesap soramayan ana-babalar, hınç ve hırslarını körpe yavrulardan çıkarıyorlar.

Başını açıp okulu bitirmeliymiş...

Örtünmek için daha gençmiş...

Neler neler...

Bir de adları ilahiyatçıya çıkmış bir iki züppe çıkmaz mı ortaya. Haydi buyurun cenaze namazına!.. Menfaat için anasını bile satacak kadar cibilliyetsiz olan, eşini kıskanmada domuzları geride bırakmış hayvan, dekanı olduğu ilahiyat fakultesinde kızların başlarını açtırmak için az mı çaba sarfetmişti. Şimdi de başın açık olabileceğine dair fetva veriyor. Bakın hele şu şerefsize!.. Kur’an’daki İslam’ın savunucusuna bakın, bir de yediği nanelere! Bunlara “hangi güç ve hak ile Kur’an-ı Kerim’im ayetlerini tahrif etmeye çalışıyorsunuz be utanmazlar” diyen de yok.

Moon dininin katı müdavimi olan bu adamların Kur’an’a el sürmelerine bile razı değilim ben.

Okulun vazifesi, kız çocuklarına reva görülenler ve ana-babaların olanlara takındıkları tavırların bir özeti size. Yüz yıllık kısır döngülerin altında yatan gerçekleri kavrayamamanın maliyetini bugün çocuklarımız ödemeye neden mecburlar.

Analar, babalar, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler, abla ve ağabeyler!..

Hepinize sesleniyor ve diyorum ki, sizler iyi vatandaş olmak yerine, iyi insan olmaya gayret edin ve evlatlerınıza sahip çıkın. Sahte ilahlara ve nefsinize köle olmak istemiyorsanız buna mecbursunuz. Öyle ya!.. Bu dünyaya bir kez daha gelemeyeceksiniz.

Başörtüsü mücadelesi verirken dava arkadaşı Havva Gülveren ile birlikte trafik kazasında hayatını kaybeden Filiz Beyaz adlı bacım şöyle diyor:

“Erkeklerin hepsi korkuyorlar, bu iş de bize düştü...”

Doğru değil mi? Ne dersiniz efendiler?..